Ürpermeyen kalpten, yaşarmayan gözden sana sığınırım Rabbim

2010-05-12 17:26:00

  Gözyaşı, ihlâs ve samimiyet sahibi bağrı yanık ve ciğeri kebap insanlar için bir boşalma vesilesidir. Gözyaşları dünyada, dayanılmaz hâle gelen aşk ateşinin ıstırabını bir nebze dindirirken, ahirette de cehennemin alevlerini söndürür. Bu sebeple ALLAH (C.C.) Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Mahşerde Cehennem kıvılcımlarının insanları kovaladığı hengamda, Cebrail elinde bir bardak suyla görünür. Ona, “Bu nedir?” diye sorduğumda bana şöyle cevap verir: “Bu, mü’min kulların ALLAH’a olan saygı ve bağlılıklarından dolayı döktükleri gözyaşlarıdır. Şu korkunç kıvılcımları söndürecek tek şey de bunlardır.” Bir başka hadislerinde ise Efendimiz, ALLAH (C.C.) için gözyaşı dökmeyi, cephede düşmanı kollayıp içimize sızmasına engel olan askerin nöbetine denk tutar. “İki göz Cehennem’i görmez.” buyurur ve mealen devam eder: “Biri ALLAH (C.C.) için gözyaşı döken göz, diğeri de millet ve ülkenin maruz kaldığı tehlikeler karşısında yüreği atan ve düşman nereden, hangi delikten içimize sızacak, hangi planlarla bizi tahrip edip çürütecek diye nöbet bekleyen göz.” Kur’an-ı Kerim de böyle bir tavrı takdir ederek över: “Az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe, 9/82) ihtarı bunun örneklerinden biridir. Bu, bir nevi, “Düşünün ve kazandığınız bunca şey karşısında yürekleriniz hoplasın! Ölüm ve sonrasında başınıza gelecekleri ve hesap yerindeki durumunuzu tefekkür edin de, az gülün çok ağlayın” demektir. Bu ... Devamı

Külden GüLe DönMeyi Bekle...

2010-05-11 19:44:00

Çıplak çıkarsa söz Sadra inşirah gerek Mevsimi sarmışsa güz Vakte inşirah gerek Tene saplanmışsa göz Akla inşirah gerek Küllenmişse kalbde köz Ruha inşirah gerek..." Yükselir ve alçalır yürek her tik takla. Ve genişleyip daralır. Bazen yükseklerde teyaran eder de, gün olur açamaz kanatlarını, yer kuşu olur. Daralan ve kendine büzülen yüreği neyle genişletmeli? Kabuğuna saklanan kaplumbağa ve dikenine yumulan kirpi gibi, bunalınca yürüdüğün yolda; nereye kaçmalı ve korumalı kendini hangi silahla? Oturduğu odalara, yürüdüğü yollara, zamana sığmaz da bazen yürek, sıkışmış, daralmış bir göğüs kafesinde parmaklıklara vurarak çırpınmaya başlar. Göğsün daralması ne büyük bir koyu gece halidir insana. Yürek yaşadığı büyük sıkıntıyla hüzün şarkıları söylemeye başlar. Göğüs kafesi büyük bir baskı yapar kalbin üzerine. Öyle bir hapishane olur ki, duvarları gittikçe üzerine gelen, parmaklıklara geçecekmiş gibi kemikler çıtırdar. Gömleğin yakası açılır, pencere açılır, genişlik aranır bir nebze. Hallolmayan bir iş, ulaşamadığın bir netice, amacına ulaşmayan bir çaba, tıkanmış bir yol, bir kaybediş, bir mahrum kalış, bir sukut-u hayâl... Ve baskı altında sıkışmış bir yürek... Bilirsin her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı olduğunu. Ama gecede ışıksız kalıp, kışta üryan olup üşümekten kurtulamazsın yine de... Bu bir süreçtir. Bir mutluluk ve muvaffakiyeti satın almak için ödenmesi gereken bir acı bedel. Bir çile hali. Bir dua, yakarış hali. Bir yürek yakınlaşması en merkezinden Rabbine (C.C) doğru. Yazılacak yeni bir sayfaya, dizilecek yeni matbaa harflerine ve sunulacak yeni anlaml... Devamı

Aşk Gönül İşidir ve Sevgiliyi Seyir Gönüldeki Gözün İşidir..

2010-05-11 19:34:00

Muhib uzun zamandır göremediği sevgilisi ile kimseciklerin bulunmadığı bir yerde karşılaştı. Civarda iki aşıktan başka hiç kimse yoktu. Bu fırsat bir aşık için bulunmaz nimetti. Hani bir hadise anlatılır ya: " Bir bedevi (çölde yaşayan arap) devesi ile beraber çölde yolculuk etmektedir. Suyu, ekmeği herşeyi devesi üzerinde olduğu halde biraz dinlemek maksadı ile bir ağacın gölgesi altına oturur ve oracıkta uyuyakalır. Bir vakit sonra gözlerini açtığında bakar ki, devesi bağladığı yerde yoktur.   `Eyvah, şimdi mahvoldum, ben bu çölde ekmeksiz, susuz, bineksiz ne yaparım?` diyerek, dövünür ve kaybolan devesini aramaya başlar. Bir o yana bir bu yana saatlerce devesini arar ama nafile. Hayvan kaybolmuştur. Bunun bir başka izahı ise adamın artık yaşama ümidi kalmamıştır. Zaten deveyi aramaktan yorgun düşen adam, onu bulamamanın verdiği ümitsizlik ile ölümü beklemeye koyulur. Bu sırada bir uyku hali bastırır ve adam olduğu yerde uykuya dalar. Uykudan, bir müddet sonra uyandığında bir de ne görsün; kaybolan devesi başı ucundadır. Suyu ve ekmeği de üzerinde olduğu halde. Deliler gibi sevinir. Sonra ellerini açarak Allah`a teşekkür babında: `Ey Allah`ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.` der. Evet, bedevi ölümün eşiğinden dönmüş ve bu sebeble aklını başından alıp götüren bir mutluluğa garkol muştur. Aklı başından gidince de `Ey Allah`ım, Ben senin kulunum, sen de benim Rabbimsin` diyeceği yerde, `Ey Allah`ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.`demiştir. İşte şu bedevinin yaşadığı mutluluk ile Muhib`in sevgilisini bulduğu anda ki mutluluk bir kıyas edilse idi; bedevinin sevinci bir damla ise Muhib`in sevinci şüphesiz bir umman mesabesinde olurdu. Muhib bu karşılaşma sonucunda deli-divane olmuş bir halde iken, sevgili... Devamı

Beş vakit beş yazı

2010-05-11 19:30:00

  Zamanın rahmine sabahın nutfesi düştü az önce. Gün doğuyor yine ve yeniden. Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin. Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin. Hatırla ki, Rabbin seni yokluğun gecesinden varlık ufkuna eriştirdi. Unutulmuşluğun gecesinde bırakmadı seni. Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı. Şimdi seher vakti. Sıyrıl gafletin gecesinden. Sehere aç gözlerini. Rabbine aç kalbini. Uyan. Uyan ve an seni hiç unutmayan Rabbini. Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O’nu unuttuğu anda an! Kalk! Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin (s.a.v.) Şimdi sabah! Şimdi sabah namazı vakti... Öğle Namazı Vakit öğle... Güneş göğün en yüksek noktasında. Tıpkı gençliğin gibi. Şimdi gün de bir delikanlı.. Heyecanlı ve telaşlı... Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi, hiç akşam olmayacakmış gibi... Oysa, güneş şimdi batmaya başladı. Zirveye erişen herkes gibi o da alçalmaya başladı. Akşama akıyor ışıklar artık. Bil ki gün akşamlıdır; bil ki yazın sonu hazândır. Vakit öğle... O kadar gürültü var ki ortalıkta.. Kalbinin sesini duyamıyorsun bile. Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin. Telaşların arasından sıyrıl, yer ayır ruhuna. Kalbini sonsuzluğa bitiştir. Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle vakti. Şimdi öğle namazı vakti. İkindi Namazı Vakit ikindi. Gün ihtiyarladı. Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne. Hüzün renkli bulutlar sardı göğü. Güneşin saltanatı bitmek üzere. Zevale akıyor ışıklar. Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor. Gözlerinin feri ... Devamı

NAMAZDA AVRET YERİNİN AÇILMASI

2010-05-11 19:28:00

NAMAZA BAŞLARKEN VEYA KILARKEN AVRET YERİNİN AÇILMASI Avret yerinin açılması ya kişinin kendi fiiliyle olur yada kendi fiiliyle olmaz. Eğer açılma kendi fiiliyle olursa ulemaya göre namazı derhal bozulur. Yani bu açılma bir rukun miktarından az da olsa namazı bozulur. Avret-i galiza (müstehcen avret) yerleri olan ön ve arkadan ve itimat edilen görüşe göre bu iki yer dışında hafif avret yeri olan yerlerden bir uzvun dörtte biri kendi fiili olmaksızın bir rukun eda edecek kadar açılırsa namazı bozulur. Avret olan uzvun kendi fiiliyle olmaksızın bir rukun miktarından daha az bir zaman açılması namazın sıhhatine mani değildir. Yani namazı bozmaz. Bir rukun miktari; ruku veya sünnet vechi üzere kıraatı yapılan kıyam gibi rukunlerin eda edildiği miktardır. "el-Münya" şarihi; bir rukunun üç tesbih miktarı olduğunu söylemiştir. Bu görüş rukun miktarını ihtiyaten en az bir süre ile kayıtlamak-tadır. Bu açıklamalar namaz esnasında meydana gelen açılmayla ilgilidir. Şayet namaza başlarken açılır ve açılan kısım avret olan uzvun dörtte bir miktarı olursa ittifakla namazın mün'akit olmasına (başlamasına) manidir. Avret yerlerindeki açılma bir uzuvda olursa, cüz (parça) hesabıyla toplanır. Mesela: Namaz kılanın uyluğunun bir yerinden sekizde biri başka bir yerinden de sekizde biri açlılırsa iki sekizde bir toplanır ve dörtte bir meydana gelir. Bu miktarda namazı bozar. Açılma bir uzuvda olmazsa saha itibariyle toplanır. Toplanan bu miktar açılan uzuvların en küçüğünün dörtte birini bulursa namazı bozar. Mesela: Kadının uyluğundan sekizde birinin yarısı (on altıda biri) kulağından da sekizde birinin yarısı açılsa saha itibariyle ikisinin toplamı açıl... Devamı